Whatsapp Whatsapp
Telefon Hemen Ara
Telefon: 0 212 233 39 24

Sertleşme Sorunu

Sertleşme Sorunu (Erektil Disfonksiyon) nedir?

Sertleşme sorunu (erektil disfonksiyon) 50 yaş üstü erkeklerin yaklaşık yarısında gözlenen ve yaşam kalitesini etkileyen yaygın klinik bir tablodur. Daha önceden sertleşme sorununun psikolojik faktörlere (stres, anksiyete vb.) bağlı olduğu düşünülürdü. Ancak günümüzde sertleşme sorununun büyük bölümünün altta yatan bir hastalığın sonucu veya hayatı tehdit edebilecek ciddi hastalıkların (kalp-damar hastalıkları, inme vb.) habercisi olabileceği bilinmektedir.

 

Sertleşme sorunu (erektil disfonksiyon) en sık görülen cinsel problemdir ve başarılı bir cinsel ilişki için yeterli sertleşmenin (penis ereksiyonu) sağlanamaması veya devam ettirilememesi olarak tanımlanır.

Cinsel uyarılma döngüsü kadın ve erkek için benzerlik göstermektedir ve libido (cinsel istek), uyarılma, orgazm ve rezolüsyon (çözülme) olmak üzere dört adımda incelenmektedir:

  • Libido (cinsel istek) fazı: Kişinin cinsel aktiviteyi arzuladığı fazı ifade eder.
  • Uyarılma fazı: Cinsel uyaranla karşılaşma sonucu beyin ve sinir sisteminin diğer alanlarından sinyaller iletilir ve genital organlara gelen kan akımında artma meydana gelir. Bunun sonucu olarak penis kan ile dolarak sertleşme meydana gelmektedir.
  • Orgazm fazı: Bu döngü yine sinir sisteminden gelen sinyallerle penis içindeki kanın tekrar sistemik dolaşıma dönmesini sağlar ve orgazm ile cinsel siklus sonlanır.
  • Rezolüsyon (çözülme) fazı: Bir sonraki cinsel birlikteliğe hazır olma süresini ifade etmektedir. Bu süre kadın ve erkekler için değişiklik göstermekle birlikte, yaşın da bu süre üzerinde olumsuz etkisi mevcuttur. Bu dönem erkeklerde birkaç dakika ile birkaç saat arasında değişiklik gösterebilmektedir.

 

Sertleşme Sorunu görülme sıklığı nedir?

Yapılan çalışmalarda sertleşme sorunu sıklığının %19-52 oranında olduğu gösterilmiştir. Yine bu çalışmalarda, sertleşme sorunu görülme sıklığı (yıllık her 1000 erkek başına yeni görülen vaka sayısı) 19,2 ile 65,6 olarak verilmektedir. Çalışmaların farklı sosyo-ekonomik ve kültürel yapılardaki ayrı coğrafyalarda yapılması bu geniş aralıktaki görülme oranını açıklamaktadır.

Türkiye’de yapılan çalışmaların sonuçlarına göre 40 yaş üstü erkeklerin % 34’ü erektil disfonkisyon (sertleşme sorunu) ‘a sahiptir. Bu oranlarla 2020 verilerine göre yaklaşık 12 milyon olarak bildirilen Türkiye’deki 40 yaş üstü erkek nüfusunun, 4,8 milyonunun sertleşme sorunu ile karşı karşıya olduğunu söylemek mümkündür.

Sertleşme Sorunu (Erektil Disfonksiyon) ile birlikte görülen hastalıklar ve risk faktörleri nelerdir?

Sertleşme Sorunu (Erektil Disfonksiyon) bazı durumlarda daha sık görülür:

  • İleri yaş
  • Obezite (fazla kilolu olmak)
  • Sigara tüketimi
  • Aşırı alkol tüketimi
  • Yüksek tansiyon (hipertansiyon) hastalığı
  • Şeker hastalığı (diabetes mellitus)
  • Kan yağlarında yükseklik (dislipidemi, kolesterol yüksekliği)
  • Kalp-damar hastalıkları
  • Depresyon
  • Anksiyete, stres
  • Sertleşme üzerine olumsuz etkili ilaç kullanımı (bazı antidepresanlar, bazı tansiyon ilaçları vb.)
  • Geçirilmiş cerrahi operasyonlar (özellikle prostat, mesane, kalın barsak kanseri operasyonları)

 

 

Sertleşme Sorunu (Erektil Disfonksiyon) tanısı nasıl konulur?

Sertleşme Sorunu (Erektil Disfonksiyon) tanısında hasta hikâyesi çok önemlidir. Hastalar şikâyetleri, risk faktörleri, geçirilmiş operasyonlar, ilaç kullanımı ve eşlik eden hastalıkları için sorgulanır. Hastalara gece ve sabah sertleşmelerinin olup olmadığı sorulur. Hastaların psikolojik durumları, eşi ile olan ilişkileri değerlendirilir. Ayrıntılı fizik muayene yapılır (penis, testisler ve prostat değerlendirilir).

Sertleşme Sorunu (Erektil Disfonksiyon) yaşayan hastalardan bazı laboratuvar tetkikleri (erkeklik hormonu, LH, FSH, tiroid hormonları, açlık kan şekeri, kan yağları) istenebilir. Gerekli durumlarda daha ileri testler (penil Doppler ultrasonografisi, penis içi ilaç enjeksiyonu ile uyarılma testi) yapılabilir. Kanser ve operasyon geçmişi olmayan hastalarda MR ve BT gibi görüntüleme yöntemleri nadiren istenir.

 

Sertleşme Sorunu (Erektil Disfonksiyon)’nun yaşam kalitesi üzerine etkisi var mıdır?

Tedavi edilmediği durumlarda, sertleşme sorunu, anksiyete, özgüven kaybı, yaşam kalitesinde azalma, sosyal ilişkiler üzerinde olumsuz etki ve depresyon gibi sorunlara yol açabilir. Eşler arası ilişkilerde bozulmalara yol açabilir.

 

Sertleşme Sorunu (Erektil Disfonksiyon)’nda tedavi seçenekleri nelerdir?

Hastalarda öncelikle yaşam biçimi değişikliği ile değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol altına alınması gerekir. Günlük egzersiz ve diyet ile kilo verilmesi, açlık kan şekeri, kolesterol, trigliserid düzeylerinin yakın takibi, yüksek tansiyon için hekim kontrolünde uygun tedavinin alınması risk faktörlerinin kontrolüne yönelik yaklaşımlardır. Sertleşme sorunun sebebi psikolojik faktörler olduğu düşünülen hastalarda psikoterapi için psikiyatr görüşü alınabilir. Erektil disfonksiyon tedavisinde kullanılan yöntemler şu şekildedir:

 

1-) Ağız Yoluyla Kullanılan İlaçlar:

Sertleşme sorunu olan hastalarda en sık kullanılan tedaviyi oluşturur. Hastalığın derecesi ve hastanın uyumuna göre ‘tip 5 fosfodiesteraz inhibitörü’ adı verilen farmakolojik ilaçlar verilmektedir. Bu ilaçlar (sildenafil, tadalafil, vardenafil, avanafil) peniste düz kasların gevşemesini sağlayarak ereksiyon (sertleşme) oluştururlar. Bu ilaçların kullanımı gereğinde (sadece cinsel ilişkiden önce kullanım) ve sürekli (düzenli cinsel hayatı olan hastalarda ilacın hergün alınması) olarak ikiye ayrılır. Ağızdan tedavi ilaçlarının %80 ‘lere varan etkinliği gösterilmiştir. Kullanılan ilaçların başağrısı, kas ağrısı, burunda dolgunluk ve nadiren görme bozukluğu gibi katlanılabilir yan etkileri görülebilmektedir. Kalp hastalığı için nitrat kullanan hastaların bu ilaçları kullanmaması önerilir.

 

2-) Vakum Cihazı:

Kanın bir vakum aracılığıyla penise çekilip daha sonrasında bir süreliğine lastik bir bant yardımı ile hapsedilmesi prensibine dayanan bu cihazın etkinliği ve hasta tatmin oranı %85 ‘lere varmaktadır. Ağrı, boşalamama, uyuşukluk gibi hastaların yaklaşık %30 ‘unda görülen yan etkiler sebebiyle hastaların yarısı ilk 3 aydan sonra bu tedaviyi bırakırlar.  Kanama pıhtılaşma sorunu olan hastalarda önerilmeyen bu tedavi diğer tedavilere uygun olmayan sık ilişkiye girmeyen yaşlı hastalarda uygun bir çözüm olabilir.

 

3-) Penis İçi Enjeksiyon:

Sertleşmeyi sağlayıcı ilaçların (papaverin, alprostadil gibi) penise ince uçlu enjektörle uygulanmasından oluşmaktadır; ve ‘kendi kendine enjeksiyon olarak tanımlanmaktadır. Alprostadil (prostaglandin E1), papaverine göre daha etkin ve yan etkisi daha az olan ilaçtır. Bu tedavi modelinde önce düşük dozlarla ve sağlık çalışanı gözetiminde uygulamalar yapılır. Bu sayede hastaya uygulama öğretilir ve uygun doz belirlenir. Başarı oranları %80’ lere varmaktadır. Yan etki olarak peniste ağrı, fibrozis (nedbe dokusu oluşumu), sersemlik hissi görülebilmektedir.

 

4-) Penis Protezi:

Bir diğer tedavi yöntemi de hastalar arasında ‘mutluluk çubuğu’ olarak da bilinen penis protezinin hastanın anatomisine uygun bir şekilde cerrahi olarak yerleştirilmesidir. Bu tedavi, sertleşme sorunun mutlak çözümüdür. Penis protezi; pompa, hazne ve iki adet silindirden oluşan üç parçadan veya iki parçadan oluşan tipleri vardır. En iyi sertliği ve esnekliği sağlayan ve doğal forma en yakın olarak kabul edilen 3 parçalı protez tercih edilmektedir. Hasta memnuniyeti %90-100 arasında iken partner memnuniyeti de %95 ‘lere varmaktadır. En önemli komplikasyonlardan olan protez enfeksiyonu yeni teknik ve antibiyotik kaplı protezlerin ortaya çıkması ile %1-2 oranına indirilmiştir.

 

5-) Şok Dalga Tedavisi (Li-ESWT):

Şok dalga tedavisi sertleşme sorunu tedavisinde son on yılda ön plana çıkan yeni tedavilerden biridir.  Bu tedavide vücut dışarısından penise yönlendirilen şok dalgaları kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan birden çok cihaz bulunmaktadır. Kullanılan tedavinin akustik basınç dalgaları yayarak uygulanan bölgede damar, sinir ve düz kas dokularının yenilenmesini sağlar.

 

6-) Kök Hücre Tedavisi:

Kök hücreler sınırsız çoğalma yeteneği olan, birden fazla hücre çeşidine dönüşebilen, kendini ve salgıladıkları faktörler ile çevresindeki dokuları yenileyebilen hücrelerdir. Kök hücre tedavileri son 20 yılda birçok hastalığın tedavisinde yenilikçi bir yöntem olarak ortaya çıkmaktadır. Erektil disfonksiyon tedavisi için kullanımında kök hücreler genellikle mezenkimal kaynaklıdır ve yağ dokusundan elde edilir. Kök hücreler enjekte edildikleri bölgede salgıladıkları faktörler sayesinde çevre dokularda bazı değişikliklere yol açar. Birçok çalışmada kök hücre tedavisi ile hücrelerde büyüme, çoğalma ve yaşam sürelerinde uzama izlenmiştir. Ayrıca enjekte edildikleri bölgede yeni damarlanma, sinirlerde rejeneresyon, epitel dokusunun yeniden oluşumu ve immun sistem düzenleyici etkileri bildirilmiştir. Kök hücreler hastanın kendisinden elde edildiği için vücutta reaksiyona yol açmaz ve yan etkileri gözlenmez.

 

7-) Platelet Rich Plasma (PRP) Tedavisi

Plazma ve platelet alınan kan örneğinin santrifüj edilmesi ile kanda bulunan diğer elemanlardan ayrılmaktadır. Geride kalan bu plazma ve plateletten zengin sıvı içerisinde bol miktarda büyüme faktörü içermektedir. Bu biyolojik moleküller penisin kas, sinir ve damar dokusunda hücre yenilenmesini artırarak onarıcı etkisi olduğu düşünülmektedir. Santrifüj edilerek elde edilen plazma penisin içerisindeki kan ile dolup sertleşmeyi sağlayan dokularına (korpora kavernoza) enjekte edilerek kullanılır. PRP içerisinde vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), platelet büyüme faktörü (PDGF), epidermal büyüme faktörü (EGF), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF) ve fibroblast büyüme faktörü (FGF) tespit edilmiştir. Birçok deney hayvanı ve insan çalışmasında bu faktörlerin erektil fonksiyon üzerine olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir. Özellikle VEGF’nin, peniste sertleşmeyi sağlayan ana basamak olan nitrik oksit üretimini artırdığı ve penisin ana sinirlerinde onarıcı etkisi olduğu bildirilmiştir. Çalışmalarda ciddi bir yan etki rapor edilmemiştir.

 

“Restoratif tedavi grubu olarak isimlendirilen kök hücre ve PRP tedavileri, güncel literatür göz önüne alındığında ‘deneysel’ düzeyde ele alınmaktadır. Bu tarz tedavilerin günümüzdeki uygulamaları, sadece iyi tasarlanmış bilimsel çalışma protokollerinde ve araştırma amaçlı olmak üzere mümkün görülmektedir.